 |
 |
 |
|
|
 |
 |
 |
 |
ARI SÜTÜArı sütü;
işci arıların gırtlak bezelerinden salgılanan bir bal emülsiyonudur.
Kraliçe arının besini olup, besin değeri son derece yüksektir. Tüm
yaşamı boyunca arı sütü ile beslenen kraliçe arının ömrünün
uzunluğuna da en önemli işarettir. Diğer arılar sadece 2 ay
yaşar- ken, kraliçe arının ömrü 6 yıldır. Bu besinde, kraliçe
arının niçin inanılmaz büyük (iri), uzun ömürlü, verimli ve diğer
arılarla muka- yese edildiğinde neden daha fazla enerjiye sahip
oldu- ğunun sırrı saklıdır. Kraliçe arı, sadece arı sütü ile
besle- nerek günde 3.000 yumurta üretir ve bu emülsiyon kraliçe
arıyı sağlıklı ve güçlü tutmak için gerekli besinleri de
sağlar. Araştırmalar, arı
sütünün insan vücu- duna da, en az kra- liçe arıya sağladığı
yayar kadar yarar sağladığını ortaya koymaktadır. Arı sütü, bir çok
çeşit etken madde; enzim- ler, amino asitler, vitamin ve
mineraller içermekle kalmayıp, metabolizma için çok önemli olan
panteik asit (pantheic acid), asetilkolin (acetyl- choline),
protein, bağışıklık sistemini güçlendiren ve ruh- sal-fiziksel
daya- nıklılığı artırıcı bir yağ asidi olan 10-HDA (10-Hydroxy-2
Dece- noic Acid), sepanin asit (sepanine acid), hastalıkların
iyileşme döneminden sonra sindirimi düzenlemek ve iştahı açmak için
çok ideal olan oleik asit (oleic acid) içerir. Doğal hormon ve enzimleriyle beraber içerdiği
vitaminler arasında tüm B vita- minleri (B-Complex vitamins), A,
C ve E vitaminleri vardır. Ayrıca 10 temel ami- no asitten
(esansiyel) sekizini de (lizin, metionin, lösin, fenil-alanin,
treonin, triptofan, valin, izo- lösin) doğal hormon ve
enzimleriyle içermektedir. Tüm bunlara ilave olarak; kalsiyum,
potasyum, fosfor, demir, sülfür, bakır ve silisyum
mi- nerallerini de içerir.
Bu
faydalı maddeleri yüksek oranda içer- diği için, vücudu strese ve
dış etken- lere karşı güçlü kıl- makta, anti-bakteri- yel
ve antibiyotik özelliği ile vücüdu- muzu bir çok hasta- lığa
karşı korumak- tadır.
 Arı sütü bir doğa harikası olarak; aşağıdaki
durumları önlemede veya iyileştirmede yardımcı olmaktadır :
· Bronşiyal Astım · Akciğer Hastalıkları ·
Uykusuzluk · Mide Ülseri · Böbrek Hastalıkları · Kırıkların
daha hızlı iyileştirilmesi · BAĞIŞIKLIK
SİSTEMİNİN GÜÇLENDİRİLMESİ . VE
KANSERE KARŞI SAVAŞTA · Saç, cilt ve tırnakların
beslen- mesi ve güçlen- dirilmesi · Sindirim sistemini
sağlıklı tutmak · Üreme ve boşaltım sistemini korumak · Ruhsal
ve zihinsel (mental) dayanıklılığı artırmak · Düşük Tansiyon ·
Metabolizmayı canlandırmak, enerji vermek, Yorgunluk · Soğuk
algınlığı ve grip · Strese ve dış etkenlere karşı
dayanıklılık · Sinirsel ve ruhsal dengenin kurulması
 Yıllardır, arı sütünün olağanüstü gençleştirme gücü
ve sağlığa faydaları araştırılmaktadır. Nispeten Amerika’da pek
fazla bilinmemesine rağmen, Avrupa ve Asya’da çok uzun bir süreden
beri bilin- mekte ve kullanıl- maktadır. Arı sütü’ nün ünü
1950’li yıllarda Avrupa’da onun hakkında yayınlanan yazı ve
raporlardan sonra dünyaya yayılmıştır. Gerçekte arı sütü hakkında en
fazla araştırma ve tıbbi yayın Fransa, Alman- ya, İtalya, Rusya,
Çin ve Japonya’da yapılmıştır. Şu an için Japonya dünyada en fazla
arı sütü tüketen ülke durumundadır.
 Arı sütü, hem erkek hem de kadınların
kullanabilecekleri bir doğal ürün olup, ruhsal ve fiziksel vücudunu
dengede tutmak isteyen herkes, özellikle orta yaş ve üzerinde
olanlar, menopoz dönemindeki kadınlar, en yüksek fiziksel
dayanıklılığı arzu eden sporcu veya vücut geliştiri- ciler onu
kullanabilir.
 ARI POLENİ NEDİR? Bitkiler, bilindiği gibi yeterince hareket edip, yer
değişti- remeyen canlılardır. Bitkilerin büyük çoğunluğu
nesillerini devam ettirebilmek için tohum yaparlar. Tohumlar toprağa
düşüp veya dikilip aynı cins bitki olarak yeniden doğarlar. Tohumdan
hemen önce açan çiçeklerin ortasındaki erkek üreme organlarının
başcık kısmında, çiçeğin genel görü- nüşünden ayrı ancak bitkinin
tüm kalıtsal özelliklerini taşıyan toz şeklinde hücreler kümesi
vardır. Bitki cinsine göre, bu er- kek üreme hücresi tozcuklar,
ya aynı çiçeğin içine veya başka bir yerdeki aynı cins çiçeğin içine
rüzgar sinek, böcek, karınca, kelebek, arı veya insan eli gibi
vasıta- larla girerek çiçeğin dişi organında döllen- meyi
sağlayarak cins- lerinin devamını da sağlamış olurlar.
 İsveç'li bilim adamları bu çiçek üreme
or- ganlarının çok yüksek bir besin ve ilaç ol- duğunu
keşfedip dünyaya duyurmasın- dan sonra polen bo- tanik yönden
öğre- tildiği kadar tıbbi yönden de bilim adamlarına ve
kul- lanıcılara tüm özel- likleriyle tanıtılmaya ve dünyada
bilinçli tüketiciler tarafından yoğun şekilde kulla- nılmaya
başlanmıştır. POLEN VİTAMİNLER VE
MİNERALLER DEPOSUDUR
 Polenin analizleri dünyanın ünlü
labo- ratuarlarında yapılı- yor. CNRS dünyaca tanınmış bir
araştırma örğütü CNRS araştır- ma uzmanlarından Armond PONS'un
kitabında, polenin bütün vitaminleri taşıdığı
açıklanıyor
Polende tüm
vita- minler ve diğer cev- herlerin insan yaşamı için en ideal
oran- larda bulunması baş- ka üstün bir özellik- tir. Başka
pek çok besinde bulunabilen vitaminler az, üre- me, gelişme,
düşün- me, güç verme ve uzun ömür sağlaması gibi en önemli
görev- leri yerine getirmeyi sağlayan ve seçkin besinlerde
bulunan vitamin ve diğer- leri kat kat
fazladır.
A ve C vitaminleri az,
B vitaminleri çok yüksek orandadır. B vitaminleri, bilindiği gibi
"uzun ömür vita- minleri" dir. Dış et- kenlere karşı
hücre- yi, bağışıklık siste- mini uyararak korur, sürekli
hücre yeniler, hemoglobini çoğalta- rak hücreye bol oksi- jen
gelmesini sağlar.
 Polenlerde ortalama olarak %20-30 protein %45 serbest
amino asitler, %25-30 doğal şekerler ve selüloz bulunmaktadır. Hiç
bir bitkide bulunma- yan süt şekeri LAK- TOZ, polende
bulun- maktadır. Sindirim fermentleri olan ni- şasta ve
fosforu, bü- yümeyi sağlayan ve hızlandıran, hücre
metabolizmasını uya- ran yararlı hormonla- rı, nükleik
asitleri taşımaktadır. Tam 22 çeşit amino asit bulu- nan polene
karşı bu çeşit, temel besini- miz olan sütte
17'dir.
Polendeki tüm vitaminler,
A,B(1-2-3-4-5-6-7-8-9-12),C,D,E,H,P,PP'dir.
Polende 22 çeşit ami- no asit, 27 çeşit
ma- densel tuz,doğal hor- mon, enzim, pig- ment,
karbonhidrat ve fermentler vardır.
Polendeki H vitami- nin varlığı, Rus
araş- tırıcı Deviatrin ve Joirich tarfından açıklanmıştır. Bu
vi- tamin gelişmeyi ko- laylaştırır.Deri ve göz iltihaplarını
önler.
Polende rutin de vardır.
Ayrıca kara buğday, sedef otu ve frenk üzümünde rutin tespit
edilmişti.
Chauvin ve
Lenormand'ın araştırmalarıyla polenin antibiotikler içerdiğide gün
ışığına çıkarılmıştır.
Prof.Dr.M.Mihri Memoğlu ve Dr.Kadriye Sorkun'a göre
polen, Metbolizmamız için çok değerli temel maddeleri içerir.
Organizmamızı zinde tutmak ve dengeli beslenmek için vü- cudun
ihtiyacı olan eksik maddeleri ta- mamlamak ve koru- mak
açılarından yaşamsal önem taşımaktadır.
Polende bulunan başlıca amino asitler Cystine,
Histidin, Trytoptan, Methionin, Phenylalanin, Thereonin, Arginin,
İzoleucin, Leuoin, Lysin, Valin, Glutamin'dir. Polende bulunan
başlıca asitler, Pantethenic, Linoleik, Ascorbik ve Arachidonik'di.
Demir, bakır, kalsi- yum, sodyum, mag- nezyum, silisyum ise
polende varlığı tespit edilen elementlerden bazılarıdır. Polende
bununan iz element- ler, alimünyum, ni- kel, titanyum ve
çinkodur.
| |
|
|
LÖSEMİ NEDİR?
 Lösemili
Çocuk Nedeni tam olarak bilinmemekle beraber, akyuvarların ani
ve denetlenemez biçimde üremesiyle ortaya çıkan bir hastalıktır.
Lösemi terimi beyaz kan, yani akyuvar açısından zengin kan anlamına
gelir. Kanda akyuvar sayısının artmasıyla oluşan lösemiler, kan
kanserlerinin bir bölümünü oluşturur. Bu nedenle günümüzde kan
dolaşımında olgunlaşmamış ve tipik akyuvarların sayıca çok ya da az
olmasına göre lösemik kan kanseri ya da alösemik kan kanseri ayrımı
yapılmaktadır.
Beyaz ırkta, uzaktdoğu ve afrika kökenlilere
göre 2 kat daha sık rastlanır. 10 yaş altı ve 50 yaş üstü insanlar
hastalığa en sık rastlanan yaş gruplarını oluştururlar. Bütün lösemi
türleri arasında kötü gidişli akut tipler, diğerlerinden daha sık
görülür ve erkeklerde kadınlara oranla daha sık
rastlanır.
Uzun süreli benzol etkisinde kalmak ve radyasyon
maruziyeti, hastalığın sebepleri arasında görülür. Lösemiler genel
olarak akut ve kronik olmak üzere ikiye ayrılırlar.
Bu
biçimlerde etkilenen hücrenin tipine göre miyeloit ve lenfositer
olarak kendi içinde ikiye ayrılır. Hücre tipine göre yapılan bu
sınıflandırma özellikle hastalığın akut biçimlerinde daha ender
olarak öteki hücre tipleri de etkilenebilir.
Lösemİ Tİplerİ Löseminin akut ve kronik
olmak üzere iki ana tipi vardır. Akut lösemi; birden ortaya çıkan,
hızla ilerleyen ve hastayı düşkün bırakan lösemi tipi olup, akut
lenfoblastik lösemi (ALL) ve akut myelobalstik lösemi (AML) olmak
üzere iki ana tipten oluşmaktadır. Kronik lösemi ise, daha yavaş
seyirli, hastayı birden kötüleştirmeyen tiptir. Kronik myelositer
lösemi (KML) ve kronik lenfositer lösemi (KLL) olmak üzere iki ana
tipi içermektedir. Akut lösemide kanda lökosit sayısı düşük, normal
ya da yüksek olabilirken, kronik lösemide kanda lökosit sayısı
artmıştır. Löseminin hangi tip olduğu, hastanın muayenesinin yanı
sıra, kan ve kemik iliğindeki hücrelerin mikroskop altında
incelenmesi ve özel boyalar ile boyanarak ileri laboratuar
incelemelerinin yapılması ile hematologlar tarafından
belirlenir.
Her lösemi tipinin kendine özgü birçok alt tipi
ve tedavi şekli vardır.
Akut Lenfoblastİk Lösemİ (ALL) Çoğu ALL
vakası 10 yaş ve altındaki çocuklarda görülmektedir, fakat diğer yaş
gruplarında da bu hastalığa rastlanmaktadır.
ALL kalıtsal bir
hastalık değildir, kemik iliğinde yer alan hücrelerin değişime
uğraması nedeniyle ortaya çıkar. Bu değişimin nedeni tam olarak
belirlenememiştir. Ancak yüksek dozda radyasyona veya doğum öncesi
ya da erken çocukluk dönemlerinde toksinlere maruz kalma gibi
çevresel faktörlerin ALL üzerinde etkili olduğu
belirlenmiştir.
Bir ALL hastasının kemik iliği çok sayıda
blast üretir. Blastaların lenfositlere dönüşmesi gerekirken bu olmaz
ve kemik iliğinde o kadar çok blast birikir ki normal lökosit,
eritrosit ve trombosit üretecek yer
kalmaz.
Belirtiler: Erken döneme ait belirtiler
genelde gözden kaçmaktadır, çünkü bu dönemdeki şikayetler nezle veya
diğer sık gözlenen hastalık şikayetlerine benzer.
-
halsizlik, nefes darlığı, solgun görünüm-eritrositlerin
eksikliğinden kaynaklanan, - sık sık enfeksiyona
yakalanma-lökositlerin eksikliğinden kaynaklanan, - ciltte sık
sık çürükler meydana gelmesi veya kesiklerin çok güç
iyileşmesi-trombosit eksikliğinden
kaynaklanan,
semptomlardır.
Tanı: Hastaya
tam bir ALL tanısı, hastadan alınan kan ve kemik iliği örnekleri
mikroskop altında incelendiğinde ve çok sayıda blast oluşumu
gözlemlendiğinde konur. Hasta ve doktoru tedaviye karar verecekleri
zaman ALL alt tiplerini, hastanın yaşını ve hastanın genel sağlık
durumunu göz önünde bulundurarak plan yaparlar.
 Kanserli
Kan Hücreleri Tedavi: -Kemoterapi: Tüm ALL
hastalarına, hastalığın teşhisinden itibaren hemen Kemoterapi
uygulaması başlatılmalıdır. Kemoterapide amaç normal kan
hücrelerinin üretimini onarma ve hastada remisyon elde edilmesidir.
Tedavide hangi ilaçların kullanılacağı hastanın yaşı, kanda bulunan
lösemi hücrelerinin sayısı ve tipi gibi faktörlere dayanarak
belirlenir. Lösemi hücreleri genelde omurilik ve beyin dolaylarında
toplandığından, ALL hastalarına kemoterapötik ilaçlar omurilik
çevrsindeki boşluğa enjeksiyon yoluyla verilir. Kemoterapötik
ilaçlar lösemi hücrelerinin çoğalmasını engelleyerek öldürür. Ne
yazık ki kemoterapi sağlıklı hücrelerin de ölümüne yol açar, bu
nedenle ALL hastalarında bulantı, halsizlik, yüksek enfeksiyon riski
gibi yan etkiler görülür.
Pek çok ALL hastasında, kemoterapi
normal kan hücrelerinin üretimini birkaç haftada eski haline getirir
ve kan ve kemik iliği örneklerinin mikroskobik incelenmesi sonucunda
lösemi hücresine rastlanmaz. Bu durumda hasta remisyonda demektir.
Çocuklarda kemoterapi uzun süreli remisyon sağlasa bile ergin
bireylerde ALL genellikle geri döner. Hastalığın tekrar nüks etmesi
durumunda hasta ve doktoru daha fazla kemoterapi ya da kök hücre
transplantasyonuna başvurabilir.
-Hematopoietik Kök Hücre
Transplantasyonu: Kök hücreler üç tip kan
hücresine-eritrosit(kırmızı kan hücresi), lökosit(beyaz kan hücresi)
ve trombosit(kan pulcuğu)- dönüşecek olan olgunlaşmamış
hücrelerdir.
Yakın bir zamana kadar kök hücre nakilleri kemik
iliği nakli olarak bilinmekteydi, çünkü kemik iliği bu tip
hastalıkların tedavisinde kullanılan tek kök hücre kaynağı olarak
bilinmekteydi. Şu an nakillerde kullanılan kök hücreler kemik iliği,
kordon kanı ve periferik kandan elde edilmektedir.
Kök hücre
nakillerinde, hasta, lösemi hücrelerinin ve bağışıklık sisteminin
tahribini sağlamak üzere transplantasyon öncesi bir kemoterapi ve /
veya radyoterapiye tabi tutulur.
İki tip kök hücre
transplantasyonu söz konusudur ve ikisi de ALL tedavisinde
kullanılmaktadır: · Otolog kök hücre transplantasyonunda hastanın
kendi kök hücreleri kullanılmaktadır. · Allojeneik kök hücre
nakillerinde ise bir vericiden alınan kök hücreleri
kullanılmaktadır.
Otolog
kök hücre nakillerinde, hastanın kemik iliğinden kök hücreler
toplanır ve dondurulur. Yüksek doz kemoterapi ve/veya radyoterapiden
sonra kök hücreler hastaya geri verilir. Her ne kadar bazı ALL
hastalarında otolog nakil yapılsa da, allojeneik nakiller tercih
edilmektedir, çünkü otolog nakil sonrası relaps görülme sıklığı
yüksektir. Otolog nakillerde, allojeneik kök hücre nakillerinin
ciddi bir yan etkisi olan GvHH önlenebilmektedir. Allojeneik kök
hücre nakillerinde hasta için akrabalar ya da akraba dışı vericiler
kullanılır. Akraba vericiler genelde hastanın kardeşleridir. Nakil
düşünülen bir hasta için doktorunun yapacağı ilk iş hasta ile
ailesinin doku tiplemesini yapmaktadır. Eğer akrabalardan herhangi
birinde hasta ile uyum görülmez ise hastanın doktoru Kemik İliği
Bankasına ve banka aracılığı ile Dünya Kemik İliği Bankasına uygun
verici için başvuruda bulunur.
Akraba ya da akraba dışı
verici kullanılmasına bakılmaksızın uygulanan nakil prosesi aynıdır:
Kök hücreleri vericinin kanından toplanır ve hastaya akrarılır.
Otolog nakillerin aksine allojeneik nakillerde vericilerden alınan
kök hücreleri nadiren dondurulur, vericiden alınmasını takiben 24
saat içinde hastaya aktarılır.
Bazı allojeneik nakillerin
sonrasında hastalarda GvHH görülmektedir.
GvHH, hastanın
yeniden yapılanan bağışıklık sistemi- vericiden alınan kök hücreler
tarafından oluşturulan- hastanın vücuduna saldırır. İki tip GvHH
vardır: Akut GvHH, semptomların hemen nakil sonrasında görüldüğü
tiptir; semptomların yavaşça oluştuğu ve aylar hatta yıllar boyunca
geçmediği tip ise kronik GvHH olarak isimlendirilir. GvHH oluşması
durumunda doktorlar ilaç tedavisine gidebilir fakat GvHH bazı
durumlarda nakil sonrası ölüme yol açabilir.
 AML
Kan Hücresi Akut Myeloİd Lösemİ
(AML) AML bulaşıcı ya da kalıtsal bir hastalık değildir.
AML, kemik iliğindeki olgunlaşmamış hücrelerde bir sorun meydana
çıktığında oluşur. Aslında hastalığın tam nedeni bilinmemekle
birlikte radyasyon ya da benzene maruz kalma gibi çevresel
koşullarla ilişkili olduğu bilinmektedir. AML her yaş grubunda
görülür, ancak erginlerde en sık görülen akut lösemi tipi olarak
bilinir.
Semptomlar: AML semptomları vücudun
yeterli sayıda sağlıklı kan hücresi üretememesinden
kaynaklanmaktadır. Bir AML hastasının kemik iliği çok sayıda blast
üretir. Blastların granülositlere dönüşmesi gerekirken bu olmaz. Bu
esnada kemik iliği yeterli sayıda normal eritrosit, lökosit ve
trombosit üretemez.
 AML
Kan Hücresi Eritrosit eksikliğinden kaynaklanan: -
halsizlik, nefes darlığı, solgun görünüm
Trombosit
eksikliğinden kaynaklanan: - sık görülen dişeti ve burun
kanamaları, kanamaların durmaması - ciltte sık sık çürükler
meydana gelmesi veya kesiklerin çok güç durması - deride
kızarıklıklar
Lökosit eksikliğinden kaynaklanan: - hafif
ateş - kemik ve eklemlerde ağrılar - sık sık enfeksiyona
yakalanma
Tanı: Bazı AML hastlarında yukarıdaki
semptomlardan herhangi birine rastlanmaz. Hastalık ancak kan
testleri sonucunda ortaya çıkabilir.
Hastaya tam bir AML
tanısı, hastadan alınan kan ve kemik iliği örnekleri mikroskop
altında incelendiğinde konabilir. Lösemi hücrelerinin şekli
incelenerek AML alt tipleri belirlenebilir. AML’nin, hangi kan
hücrelerinin etkilendiğine göre farklı alt tipleri vardır; bu alt
tipler hastanın tedavi yönteminin seçiminde önemli yer tutar
 Cilt
üzerinden AML görünümü Tedavi: -Kemoterapi: AML
hastalarına, hastalığın teşhisinden itibaren hemen kemoterapi
uygulanması başlatılmalıdır. Kemoterapi lösemi hücrelerinin
öldürülmesinde kullanılır. Kemoterapide ilk basamak indüksiyon
tedavisidir. Kemoterapide amaç normal kan hücrelerinin üretimini
onarma ve hastada remisyon elde edilmesidir. Bu ilaçlar lösemi
hücrelerinin çoğalmasını engelleyerek öldürür. Ne yazık ki
kemoterapi normal sağlıklı hücrelerin de ölümüne yol açar, bu
nedenle AML hastalarında bulantı, halsizlik, yüksek enfeksiyon riski
gibi yan etkiler görülür.
Pek çok hasta AML hastasında
indüksiyon terapisi kan hücrelerinin üretimini birkaç haftada eski
haline getirir ve kan ve kemik iliği hücrelerinin mikroskobik
incelenmesi sonucunda lösemi hücrelerine rastlanmaz. Bu durumda
hasta remisyonda demektir. Bu noktada, uzun süreli tedavi
seçenekleri düşünülmelidir. Bu tedavi daha fazla kemoterapi ya da
kök hücre transplantasyonunu içermektedir.
-Hematopoietik Kök
Hücre Transplantasyonu: Hematopoietik kök hücre nakli ile AML
hastalarının kemik iliklerine sağlıklı kan hücreleri üretebilen
hücreler aktarılabilmektedir. Kök hücreler üç tip kan
hücresine-eritrosit(kırmızı kan hücresi), lökosit(beyaz kan hücresi)
ve trombosit(kan pulcuğu)- dönüşecek olan olgunlaşmamış hücrelerdir.
Kök hücre nakillerinde kaynak olarak periferik kan, kemik iliği ve
kordon kanı kullanılmaktadır. Kök hücre nakillerinde hasta, lösemi
hücrelerinin ve bağışıklık sisteminin tahribini sağlamak üzere
transplantasyon öncesi bir kemoterapi ve/veya radyason terapisine
tabi tutulur.
İki tip kök hücre transplantasyonu söz
konusudur ve ikisi de AML tedavisinde kullanılmaktadır: o Otolog kök
hücre transplantasyonunda hastanın kendi kök hücreleri
kullanılmaktadır. o Allojeneik kök hücre nakillerinde ise bir
vericiden alınan kök hücreleri kullanılmaktadır.
Otolog kök
hücre nakillerinde, hastanın kemik iliğinden kök hücreler toplanır
ve dondurulur. Yüksek doz kemoterapi ve/veya radyoterapiden sonra
kök hücreler hastaya geri verilir.
Otolog nakillerde,
allojeneik kök hücre nakillerinin ciddi bir yan etkisi olan GvHH
önlenebilmektedir. Her ne kadar bazı AML hastalarında otolog nakil
yapılsa da, allojeneik nakiller tercih edilmektedir, çünkü otolog
nakil sonrası relaps görülme sıklığı yüksektir. Allojeneik kök hücre
nakillerinde hasta için akrabalar ya da akraba dışı vericiler
kullanılır. Akraba vericiler genelde hastanın kardeşleridir. Nakil
düşünülen bir hasta için doktorunun yapacağı ilk iş hasta ile
ailesinin doku tiplemesini yapmaktadır. Eğer akrabalardan herhangi
birinde hasta ile uyum görülmez ise hastanın doktoru Kemik İliği
Bankamıza ve bankamız aracılığı ile Dünya Kemik İliği Bankasına
uygun verici için başvuruda bulunur. Akraba ya da akraba dışı verici
kullanılmasına bakılmaksızın uygulanan nakil prosesi aynıdır: kök
hücreleri vericinin kanından toplanır ve hastaya aktarılır. Otolog
nakillerin aksine allojeneik nakillerde vericilerden alınan kök
hücreleri nadiren dondurulur, vericiden alınmasını takiben 24 saat
içinde hastaya aktarılır.
Bazı allojeneik nakillerin
sonrasında hastalarda GvHH görülmektedir.
GvHH, hastanın
yeniden yapılanan bağışıklık sistemi- vericiden alınan kök hücreler
tarafından oluşturulan- hastanın vücuduna saldırır. İki tip GvHH
vardır: akut GvHH, semptomların hemen nakil sonrasında görüldüğü
tiptir; semptomların yavaşça oluştuğu ve aylar hatta yıllar boyunca
geçmediği tip ise kronik GvHH olarak isimlendirilir. GvHH hasta için
oldukça ciddi bir tehlike oluşturmakla birlikte, nakilden sonra
hastalar doktorları tarafından yakın takibe alınır ve herhangi bir
GvHH belirtisi görüldüğü anda ilaç tedavisine başvurulur.
AMLNİN KALICI TEDAVİSİ, TIPTA
YOKTUR.
Kronİk Myelojenİk
Lösemİ(KML)
 KML
Kan hücresi Çoğu KML vakası ergin bireylerde görülmekle
birlikte ancak %2’lik bir oranda çocuklarda da görülmektedir. KML
kalıtsal bir hastalık olmamakla birlikte genetik bir faktör içerir.
KML, Philadelphia kromozomundaki bir değişimden dolayı kemik iliği
hücrelerinin fazla sayıda lökosit oluşturmasından kaynaklanır.
Adından da anlaşıldığı gibi KML’ nin kronik olması, hastalığın
yavaşça geliştiğini gösterir ancak hızlanmış fazda hastalık hızla
ilerleme gösterebilir. Kemoterapi uzun remisyon süreçlerinin
oluşumuna neden olmakla birlikte, KML’ ye tek kalıcı çözüm kök hücre
transplantasyonudur.
Semptomlar: KML semptomları
tipik olarak zamanla ortaya çıkmaktadır. Halsizlik, nedeni
bilinmeyen kilo kaybı, nefes darlığı, solgun görünüm hastalığın
semptomlarındandır.
Tanı: Kesin bir KML tanısı kan
ve kemik iliği hücrelerinin mikroskop altında incelenmesinden sonra
konur. Hastadan alınan kan örneğindeki lökosit oranı belirlenir.
Olgunlaşmış ve olgunlaşmakta olan lökositlerin (miyelosit ve
nötrofiller) anormal derecede yüksek sayılarda gözlemlenmesi KML
tanısında ilk adımı oluşturur. Bu tanının doğrulanması hastadan
kemik iliği hücre örneklerinin anormal Philedelphia kromozomlarına
sahip olması ile sağlanır.
Pek çok KML hastasında hastalık,
kronik fazdan hızlanmış faza geçtiğinde, hasta için çok daha
sıkıntılı bir hal almaktadır. Bu fazda kan dolaşımında lökosit,
olgunlaşmamış ve blast hücrelerin sayısında artış görülmektedir.
Üçüncü faz ise çok saldırgan bir akut lösemiye
benzer.
Klasik tıbbi tedavi:
 KML
Kan hücresi -Kemoterapi: KML genelde kronik fazdayken teşhis
edilir ve ilk tedavi aşamasında kan sayımını normal sınırlara geri
döndüren ilaçlar kullanılır. Kök hücre naklinin tersine kemoterapi,
kalıcı bir çözüm sağlamamakla birlikte hastalara semptomlardan uzak
uzun bir süreç sağlamaktadır. Son on senede KML’ de tedavi olarak
kullanılan kemoterapi oldukça gelişmiştir ve hastalığın kronik fazda
durmasını ortalama olarak altı ya da daha fazla sene kadar
sağlamıştır. Bu nedenle kemoterapi, kök hücre nakline eşlik eden
yüksek doz kemoterapi ve/veya radyasyon tedavisini kaldıramayacak
zayıf sağlık koşullarına sahip hastalarda tek tedavi yoludur.
Diğer hastalar kemoterapi ile tedaviyi, kök hücre nakli ile
tedavinin risklerinden sakınmak için tercih ederler. İnterferon
terapisinin istenmeyen yan etkileri olmasına rağmen, kemoterapi bir
KML hastasının ömrünü uzatmak için kullanılan, az risk taşıyan bir
tedavi yöntemidir. Hastanın yaşı, potansiyel vericinin genetik uyumu
ve tedavinin ilk aylarında uygulanan ilaçlara tepkisi dikkatlice göz
önünde bulundurularak yapılacak nakil için karar
verilir.
-Hematopoietik Kök Hücre Transplantasyonu: Kök
hücreler üç tip kan hücresine -eritrosit(kırmızı kan hücresi),
lökosit(beyaz kan hücresi) ve trombosit(kan pulcuğu)- dönüşecek olan
olgunlaşmamış hücrelerdir.
Yakın bir zamana kadar kök hücre
nakilleri kemik iliği nakli olarak bilinmekteydi, çünkü kemik iliği
bu tip hastalıkların tedavisinde kullanılan tek kök hücre kaynağı
olarak bilinmekteydi. Şu an nakillerde kullanılan kök hücreler kemik
iliği, kordon kanı ve periferik kandan elde edilmektedir.
Kök
hücre nakillerinde, hasta, lösemi hücrelerinin ve bağışıklık
sisteminin tahribini sağlamak üzere transplantasyon öncesi bir
kemoterapi ve / veya radyoterapiye tabi tutulur.
 KML
Kan hücresi İki tip kök hücre transplantasyonu söz konusudur ve
ikisi de KML tedavisinde kullanılmaktadır: Otolog kök hücre
transplantasyonunda hastanın kendi kök hücreleri kullanılmaktadır.
Allojeneik kök hücre nakillerinde ise bir vericiden alınan kök
hücreleri kullanılmaktadır. Otolog kök hücre nakillerinde, hastanın
kemik iliğinden kök hücreler toplanır ve dondurulur.
Yüksek
doz kemoterapi ve/veya radyoterapiden sonra kök hücreler hastaya
geri verilir. Tipik olarak kök hücreler hastalığın kronik
fazındayken toplanır ve hastaya hızlanmış faza girdiğinde aktarılır.
Amaçlanan sonuç hastalığın kronik faza dönmesini sağlayarak hastanın
hayatını uzatmak ve semptomları azaltmaktır. KML hastalarında otolog
nakillerin tercih edilmemesinin nedeni, otolog nakil sonrası relaps
görülme sıklığı allojeneik nakillere göre daha yüksektir. Bunun
yanında otolog nakillerde, allojeneik kök hücre nakillerinin ciddi
bir yan etkisi olan GvHH önlenebilmektedir.
Allojeneik nakil
için hastaya akraba ya da akraba dışı doku uyumlu (HLA uyumlu)
verici sağlanmalıdır. Akraba olan vericiler genelde kardeşlerdir
fakat HLA uyumlu başka vericiler de akrabalardan elde edilebilir,
örneğin teyze, hala, amca, dayı ve kuzenler gibi. Nakle gitmeyi
düşünen doktorun yapması gereken ilk iş hastanın ailesinin ve
gerekirse geniş ailesinin doku tiplemesini yapmaktır. Eğer
akrabalardan herhangi birinde hasta ile uyum görülmez ise hastanın
doktoru Kemik İliği Bankamıza ve bankamız aracılığı ile Dünya Kemik
İliği Bankasına uygun verici için başvuruda bulunur. Akraba ya da
akraba dışı verici kullanılmasına bakılmaksızın uygulanan nakil
prosesi aynıdır: kök hücreleri vericinin kanından toplanır ve
hastaya aktarılır. Otolog nakillerin aksine allojeneik nakillerde
vericilerden alınan kök hücreleri nadiren dondurulur, vericiden
alınmasını takiben 24 saat içinde hastaya aktarılır.
Lenfoprolİferatif
Bozukluklar Lenfomalar lenf sisteminde oluşan
kanserlerdir. Lenf sistemi ise birbirine ince lenf damarlarla
bağlanmış lenf nodüllerinden oluşmaktadır. Lenf sisteminin görevi
enfeksiyonlarla savaşmaktır ve bu görevi üç tip kan hücresi
kullanarak yapar: T-lenfositleri, B-lenfositleri ve Natural Killer
hücreler (NK).
Non-Hodgkİn Lenfoma
ve Hodgkİn Hastalığı
 Hodgkin
hastalığı Lenfositler genelde lenf nodlarında yer almakla
birlikte kemik iliği, dalak ve kanda da bulunabilirler. Non Hodgkin
Lenfoması’ nda(NHL) lenfositler kanser hücrelerine dönüşürler ve bu
hücreler çoğalarak çok sayıda kanser hücresi meydana getirir. Bu
kanser hücreleri bir araya gelerek, lenf nodülleri ve vücudun diğer
bölgelerinde tümörler (lenfomalar) oluştururlar. Lenfositlerdeki bu
değişimin nedeni tam olarak bilinmemektedir. Çeşitli kimyasallar,
özellikle pestisit ve herbisitlere maruz kalma gibi durumların NHL
oluşumunda etkili olabileceği düşünülmektedir. NHL çocuklarda pek
görülmez. NHL’ nin görüldüğü yaş ortalaması 50-60’
tır.
Semptomlar: NHL’ nin en genel semptomu kol
altında, kasıkta, boyunda, göğüste ve karındaki lenf nodüllerinde
oluşan şişliklerdir. NHL hastası kendini halsiz hissedebilir; sık
sık ateşi çıkar, gece terlemeleri olur, iştahını kaybeder ve
hastanın dalağı büyür. NHL vakalarının %40’ ında tümörler lenf
nodları dışında kemiklerde, akciğerlerde, karaciğerde ve derinin
hemen altında kitleler halinde oluşabilir. Her lenf nodu şişmesi NHL
semptomu olarak düşünülmemelidir, çünkü vücut enfeksionlarla
savaşırken de lenf nodları şişer.
Tanı:
 Non-Hodgkin
Lenfoma Lenfomalara ancak bir biyopsi sonrasında, yani hastadan
alınan lenfosit örneğinin mikroskop altında incelenmesi sonucunda
pek çok kanserli hücre ile karşılaşılması durumunda teşhis
konabilir. Biyopsi için örnekler lenf nodlarından ya da lenfoma
şüphesi taşıyan vücudun herhangi bir bölgesinden alınabilir. Eğer
bir biyopsi sonucu hastaya lenfoma tanısı konmuş ise doktoru anormal
hücre ya da dokuların tiplerine bakarak, onların büyüme ve yayılma
hızlarını inceleyerek NHL alt tiplerini belirler.
NHL
Tedavisi: NHL tedavisinde amaç hastanın remisyona girmesini
sağlamaktır. Remisyon olabildiğince çok sayıda kanser hücresinin
öldürülmesi ile sağlanır. Kullanılan tedavi yöntemleri kemoterapi,
radyoterapi ve kök hücre naklidir. Hasta için en uygun tedavi şekli,
hastanın kesin tanısına, hastalığın geldiği aşamaya, lenfomasının
ilerleme hızına, tümörlerin sayısı ve lokasyonlarına, son olarak da
hastanın genel sağlık durumu ve yaşına bağlı olarak
belirlenir.
-Kemoterapi ve Radayson Terapisi: Kemoterapide
kanser hücrelerini öldürmek için çok güçlü ilaçlar kullanılır.
Genellikle hastalar döngüsel olarak 3-4 hafta süren ilaç
kombinasyonlarına tabi tutulur. Kemoterapinin tamamlanması 12 ay
kadar sürebilir. Kemoterapi sağlıklı hücrelerin de ölümüne yol açar,
bu nedenle NHL hastalarında bulantı, halsizlik, yüksek enfeksiyon
riski gibi yan etkiler görülür.
NHL tedavisinde radyoterapi
bazen kemoterapi ile birlikte kullanılır. Radyoterapinin amacı
vücudun belli bölgelerinde bulunan kanser hücrelerini öldürmektir.
Her ne kadar radyoterapi Hodgkin hastalığında çok sık uyulanan bir
tedavi şekli olsa da, NHL hastalarında nadiren kullanılır.
Özetle,tüm kanser türlerinde olduğu gibi klasik
tedavilerle NHL nın tamamen ortadan kalkması mümkün değildir.Amaç
hastanın ömrünü bir süre uzatabilmektir.
Plazma Hücresi Bozuklukları: Multİpl Myeloma (MM) Çoğu kez sinsi bir
şekilde başlayan, genellikle yavaş ilerleyen bir tür kan kanseridir.
Plazma hücrelerinin kontrolsüz çoğalması sonucu oluşan kemik iliği
tümörüne “plazmasitom”, bu tümörlerin kemiklerde yaygın bir biçimde
bulunması sonucu oluşan bu hastalığa da multipl myeloma (MM) denir.
MM çok sık rastlanan bir hastalık değildir bu nedenle tanı
konmasında gecikilen bir hastalık olmuştur. Oysa ki büyük ölçüde
tedavi edilebilir bir hastalıktır.Yeni tedavi yöntemleri ile çoğu
hastada yaşam süresini uzatmak ve yaşam kalitesini yükseltmek mümkün
olmaktadır.
Genellikle ileri yaş hastalığıdır. En sık
görüldüğü yaş grubu 65-70’dir. Ancak son yıllarda yaş ortalaması
50-55’e doğru kayma eğilimindedir. Çocuklarda görülmez. Erkeklerde
kadınlara oranla iki kat daha sıktır. Son yıllarda hastalığın
giderek daha genç kişilerde görülmesinin yanı sıra, giderek daha sık
gözlendiği de bir gerçektir.
MM tedavisinde tercih edilen
yötem yine kök hücre naklidir. Uygun donörü olan ve genç MM
hastaları için allojeneik kök hücre nakli, uygun donörü olmayan daha
ileri yaştaki MM hastaları için ise otolog kök hücre nakli tercih
edilir.
Dİğer
Kanserler Ewing
Sarkomu
 Kemikte
ewing sarkomu Çocukluk çağı tümörlerindendir. Kemikte oluşur ve
genelde 10-20 yaş arası çocuklarda gözlenmektedir. Ewing sarkomuna
erkek çocuklarda daha sık rastlanır. Bazı vakalarda başka kemik
anomalileri veya genital sistem anomalileri görülebilir. Kol, bacak
ve kalça kemiklerinde oluşur; bazen tümör tarafından çevrelediği
yumuşak doku ve kaslara da etki
edebilmektedir.
SEMPTOMLAR: En sık rastlanılan
bulgu ağrı ve etkilenen kemik bölgesinde ortaya çıkan şişliktir.
Genelde sistemik başka bir bulguya rastlanılmaz. Ancak ilerlemiş
hastalıkta halsizlik, kilo kaybı ve ara sıra ortaya çıkan ateş
görülebilir.
TANI: Erwing sarkomlu hastanın doktoru
tarafından yapılan kan sayımı sonucu ve kemikten alınan biyopsi ile
hastaya tanı konabilmektedir.
TEDAVİ: Esas tedavi
cerrahi olarak tümörün çıkartılmasıdır. Daha sonra lokal rayoterapi
ve sistemik kemoterapi yapılarak tedavi
sürdürülür.
-KEMOTERAPİ: Kemoterapide kanser
hücrelerini öldürmek için çok güçlü ilaçlar kullanılır. Cerrahi
olarak tümörün çıkarılması ya da radyasyon lokal tümörün ortadan
kalkmasını sağlar; kemotrapi ile ise vücutta kalan kanser hücreleri
yok edilir.
-RADYOTERAPİ: Radyoterapinin amacı
vücudun belli bölgelerinde bulunan kanser hücrelerini öldürmektir.
Radyoterapi sağlıklı hücrelerin ölümüne yol açmadan yalnızca tümörün
lokalize oluğu yerden ortadan kaldırılmasını
sağlar.
-HEMATOPOİETİK KÖK HÜCRE
TRANSPLANTASYONU: Kök hücreler üç tip kan
hücresine-eritrosit(kırmızı kan hücresi), lökosit(beyaz kan hücresi)
ve trombosit(kan pulcuğu)- dönüşecek olan olgunlaşmamış hücrelerdir.
Nakillerde kullanılan kök hücreler kemik iliği, kordon kanı ve
periferik kandan elde edilmektedir.
İnatçı tipte Ewing
sarkomuna sahip hastalar için myeloablatif nakil uygulanmaktadır. Bu
tip nakillerde nakil öncesinde yüksek doz kemoterapi
uygulanmaktadır. Bu tedavi tipi bazı hastalar için çok ağır olabilir
ancak Erwing sarkomuna kesin çözüm için kök hücre nakli
şarttır.
Herbalist BOZKURTBEY’in Lösemi Hakkında
Yorumu LÖSEMİ TEDAVİLERİNDE KANSER
HÜCRELERİ KLASİK TEDAVİLERLE NE KADAR YOK EDİLİRSE EDİLSİN, HİÇ BİR
ŞEKİLDE SIFIRLANAMAZ. ANA SORUN GİDERİLMEDİKÇE TEKRAR BLAST HÜCRELER
ÇOĞALACAKTIR. Tekrarlanan kemoterapiler içerdikleri
zehir dolayısıyla vücudun diğer organlarını da çökertecektir. Kemik
iliği nakli de geçici süre çözüm olmakta, asıl neden olan, beynin
omuriliğe emir veren hücrelerindeki spazm sonucu omuriliğe gerekli
uyarının yapılmaması ve dolayısıyla sağlıklı kan hücrelerinin
üretilememesi problemine çözüm olmamaktadır. Yaptığım
araştırmalar beni bu düşünceye yönlendirdiğinden kemoterapi ve
radyoterapi gibi klasik tedavilerle yapılan uygulamanın blast
hücreleri (kanserli hücreleri) temizlemesi geçici bir çözüm olarak
kalmakta diye olaya bakarak, beyindeki spazmı çözerek, yüksek B
vitamini kürleriyle vücudu takviye etmek gerektiğini savunuyorum.
YILLARDIR UYGULATTIĞIM VE TAVSİYE ETTİĞİM
BİTKİSEL REÇETELER İLE ÖLÜMCÜL BİR HASTALIK OLAN KAN KANSERİNİ
BÖYLECE YENİYORUM.
Özellikle AML ve ALL türlerinde %90 lara varan
başarılar elde ediyoruz. KEMOTERAPİ İLE
BİRLİKTE REMİSYON DÖNEMİNDE KULLANILMAYA BAŞLANAN BİTKİSEL
KOKTEYLLER VE BİTKİSEL VİTAMİNLER 6 AYDA HASTAYI TEKRAR HAYATA
BAĞLAMAKTADIR.BEYİN İLE OMURİLİK
KOORDİNASYONU YENİDEN SAĞLANIP, SAĞLIKLI KAN HÜCRELERİ TEKRAR
ÜRETİLİP KANDAKİ SAVUNUCU CEVHERLER TEKRAR HAREKETE GEÇTİKLERİNDEN,
KEMOTERAPİYLE TEMİZLENEN BLAST HÜCRE OLUŞUMU TEKRARLANMAZ VE HASTA
KURTULURDoktorunuz tarafından lösemi teşhisi
konduktan sonra blast hücrelerin aşağı çekilmesi için mutlaka
kemoterapi uygulanması gerekir. Kan değerleri düşükse
takviye edilir. Blast hücre oranı normale yaklaşıp hasta remisyon
dönemine girdiğinde, bu geçici iyileşme zaman diliminde kemik iliği
kısmen temizlenmiş olur fakat omurilik kan üretemediği için kanserli
hücrelere karşı savaşan lenfositler yaratılamaz ve kemoterapinin
etkisi geçtiğinde, az sayıda da olsa halen bulunan kanser hücreleri
yeniden çoğalır. YANİ HASTALIK
NÜKSEDECEKTİR. İŞTE BU OLAYI DURDURMAYA YÖNELİK BİTKİSEL KÖKENLİ
KOKTEYLLER REMİSYON DÖNEMİNDE MUTLAKA KULLANILMALIDIR. AKSİ TAKDİRDE
LÖSEMİDEN KLASİK TEDAVİLERLE TAM KURTULUŞ YOKTUR.
İSTİSNALAR
HARİÇ, KEMOTERAPÖTİK İLAÇLARA DAYANAMAYAN ÇOCUK VE YAŞLILAR
ÖLMEKTEDİRLER VE AKSİNİ İSPAT MÜMKÜN DEĞİLDİR. Bu
dönemde kullanılacak bitkisel reçeteler, ikişer aylık dönemler
halinde 3 devre kullanılmalıdır. 4 aydan sonra hastalıktan tamamen
şifa bulunacaktır. Kemik iliği faaliyete geçerek herkeste
bulunabilecek kanser geniyle baş edebilecek duruma gelecektir. Bu
gelişmeyi doktorunuzla birlikte gözlemleyeceksiniz.
BOZKURTBEY bu buluşunu tarafsız bir bilim kurulu
önünde ispata hazırdır. Klasik tedavilerin yanında bu
antispazmolotik bitkisel ürünler mutlaka kullanılmalıdır. Kan
kanserlerinde kullanılan bitkisel kürlerin iki aylık bedeli 1500
euro tutarında olup, 2 gün içinde Türkiye'nin her yerine kargo ile
gönderilmektedir.
GEÇMİŞ OLSUN
KAN KANSERLERİNDE ÇARESİZ
DEĞİLSİNİZ!
1999 YILINDA KAN KANSERİNDEN İYİLEŞEN BİR
HASTAMIZIN ÖYKÜSÜ 28 yaşında Dokuz Eylül Hastanesinde
muhasebe bölümünde çalışmaktayken hastalığın komplikasyonlarının
kişiyi ileri derecede hasta etmesi sonrasında çalıştığı hastanenin
ilgili bölümlerine başvuran Kemal Tezcan isimli genç beyefendiye
tetkikleri sonucu kan kanseri (KML) teşhisi konarak 6 kür kemoterapi
uygulanmış. Kemoterapi sonrası kısa bir süre düzelen hasta
(Remisyon dönemi) bir süre sonra yeniden nükseden rahatsızlık sonucu
kötü sona hızla yaklaşmakta iken aynı konudan mustarip ve
BOZKURTBEY'in tedavi ettiği ve kan değerleri ile ilgili olarak
kontrole gelen başka bir hastadan Herbalist BOZKURTBEY'i duyarak
kendisine başvurur. Bir kemoterapi daha uygulanan hastaya bu
remisyon döneminde BOZKURTBEY, kullanması gereken bitkisel reçete ve
kokteyllerin ilgili firma aracılığıyla gönderilmesini
sağlar. Bu kokteyllerin hastanın konumu dolayısıyla 2500
Eurodan fazla bir bedeli bulunmasına rağmen, inanarak ve disiplinli
olarak kullanılarak ilk iki aydan itibaren kan değerlerinin
yükseldiğini, blast hücrelerin ise normal seviyede olduğunu doktoru
ile birlikte görerek ikinci iki aylık terkibe devam eden Kemal
Bey'in kemik iliği tekrar kan üretmeye başlayarak bu amansız
hastalıktan tamamen kurtuldu. Hiç bir ilaç kullanmadan 7 yıldır
gayet sağlıklı yaşıyor. BOZKURTBEY'e hayatını borçlanan beyefendi bu
ilaçları kullanmasaydı diğer hastalar gibi maalesef hayata veda
edecekti. Bunun bilinciyle, Herbalist BOZKURTBEY'e şükranlarını
sunmak için sürekli ziyaret ediyor.
| |